SON DAKİKA
“ŞİİR NİÇİN YAZILIR VEYA NİÇİN OKUNUR ŞİİR”
08 Mart 2018 - Perşembe 11:11
S. Ahmet KAYA

Bugünlerde Eyyubiye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Türkiye Yazarlar Birliği Şanlıurfa Şubesi'nin işbirliğiyle "Yazarlık Atölyeleri" hayat geçmiş bulunmaktadır. Liselerimizde öğrenim gören yetenekli gençlere yönelik olan bu atölyelerde işlenecek konulardan biri de şiir. Kendine şiiri seçen genç yeteneklere ve dolayısıyla şiir okuruna, bu alanı tercih etmelerinin yüce bir girişim olduğunu söylemek isterim. Çünkü şiir, sıradan bir uğraş/tercih değil, aynı zamanda yeryüzünde bir varolma alanıdır. Dolayısıyla;  

   Denebilir ki, her insanın şiirle olan ilişkisi veya tanışıklığı bir heves sonucu başlamıştır. Kimi bu yolda (şair) şiir yazarak, kimi de okuyarak (okuyucu), kendine bir yol belirler. Ama her ikisini de bu yolda birleştiren temel etken şiire duydukları heves olduğunu belirtmeliyim. Fakat bu heves, belli bir zaman sonra (özellikle şair adına söyleyecek olursak) heves olmaktan çıkıp, bir nevi gereklilik veya var olma savaşımı haline gelir ki, asıl bunun üzerinde durmak gerekir. Çünkü şiiri gerekli hale getiren neden, her ne kadar şiirin taşıdığı misyondan kaynaklandığı gibi kabul edilse de aslında, şairin yaşadığı "zamanın tanığı olma" isteğinden kaynaklandığını göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum. Edebiyatın hiçbir türünde bu türden bir gelişim safhası yoktur. Zaten şiiri herkes tarafından bir ilgi alanı haline getiren belki de bu "gereklilik" safhasıdır. Başka bir deyimle zorunluluk veya asıl anlamıyla var olma tasavvuru…    Şiiri bir varolma alanı hailine getiren en temel etken, onun genel geçer yapısıdır. Diğer edebiyat türleri açık ve geniş bir dil ile yazılmalarına rağmen şiir, kendini öyle kolay ele vermeyen, nev'i şahsına münhasır bir dil ile yoluna devam ediyor olmasındandır, denebilir… Şiirin bu dilinin oldukça zengin anlamlara kapı araladığını, böylelikle bırakın bir şiirde, giderek tek bir mısrada bile birden çok konuya değinme imkânı bulabildiğini belirtmeliyim.   

Evet, şiir niçin yazılır? Veya niçin okunur şiir? Sanırım bir şairin cevap verebileceği en zor, en girift (daha doğrusu mahrem) soruların başında geliyor bu soru… Hatta deyim yerindeyse belki de tek sorudur bu. En azından kendi adıma söylemem gerekirse, değil cevabını vermek, sorulmasında/bir yerde sorgulanmasında dahi hiç haz etmeyeceğim konuların başında gelen bir tür soru olduğunu rahatlıkla itiraf edebilirim; 'şiir niçin yazılır' sorusu için… Öte yandan, bu soruyu okuyucu adına evirecek olursak, üç aşağı beş yukarı, okuyucunun da bu minvalde şairle aynı safta yer alacağını, şairle birlikte aynı düşüncede olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim… Çünkü şiirle ilgili olan herkes, çok iyi bilirler ki, şiir, ister bilincinde olsun, ister olmasın asla vazgeçilmez bir türdür edebiyatın ve dolaysıyla edebiyatseverler için... 

    Buradan hareketle, şairi ve şiir okuyucusunu, böylesine zor durumda bırakan bu tür bir soruyu veya düşünceyi daha da somuta indirgeyerek, şöyle bir sonuca varmak mümkün:   Şiir, konumu gereği sağladığı imkânlar sayesinde şairin (tabi, bu arada okuyucunun) sığınma evi mesabesindedir. Başka bir deyimle şiir, şairin savunma ve var olma alanıdır. Öyle de olagelmiştir yüzyıllardır. Şiir, en zor zamanlarında söyleyemediklerini, kimseyle paylaşamadıklarını bu alan içinde kendi kendine (bu arada herkesin de duyabileceği şekilde) itiraf etme cesaretini gösterebildiği tek yer, tek sığınağı olmuştur şairin. Şair (okuyucu), içine girdiği girdap ve belalardan kurtuluşunun şiir olduğunun bilincindedir. Bu yüzden bu alanın içine girerse, kendini savunma ve ifade edebilme imkânlarını elde edebilir. Bununla birlikte karşı koyma cesaretini gösterebilir. Kendisine yöneltilen karşı savunma gerektirecek eleştiri ve tepkilere bu alanın içinde bulduğu cevaplarla karşı koyabilir… Şaire sağladığı bu imkânları düşünecek olursak, şiirin bir hayatiyet mesabesinde olduğunu söylemek elbette mümkün olacaktır.   Şiiri, hayatiyet yani varolma alanı mesabesine getiren şartlar, dönemin siyasal/sosyal şartlarıdır. Çünkü yaşadığı dönemin tanığı olan şair, kendi şiirinin iskeletini kurarken bu dönemin siyasal/sosyal sorunlarını da bu minvalde değerlendirmek durumundadır. Çünkü dönemlerin halk ve özellikle aydınların üzerinde oluşturduğu baskı, bir yerde açılım, şairi, derin bir nefes alma yeri olarak gördüğü şiire doğru yöneltir. Şair, burada yani şiir alanı içerisinde bir yandan kendini savunurken, öte yandan kurulu düzene karşı çeşitli karşı koyma yöntemlerini de geliştirmeye başlar. Çünkü kurduğu şiirinin içini, yaşadığı dönemin içeriğiyle doldurmak zorunda kalan şair, bu savunma alanını bilinçli ve özveriyle yapmak durumundadır. İşte bu, onun hem köşeye sıkıştığında kurtulmasını sağlayacak bir satranç hamlesidir, hem de savunma alanını biçimlendirmeyi gerektirecek bir başlangıç, bir hareket noktasıdır denebilir. Şairin şiirin bu imkânlarına yönelmesi bir bakıma, şiirin sağladığı bu geniş imkânlar sayesinde gerçekleşmiştir. 

    Şiiri besleyen bu zengin içerikle birlikte, şairi savunmakla karşı karşıya bırakan bu durum, şiiri edebiyatın vazgeçilmez bir türü haline getirmiştir. Çünkü şiirdeki bu öznel olma durumu, şairin kişiliğinin direkt şiire yansıması sonucunu doğurmuştur ki bu, şairin savunma yaparken birçok ödün verdiği / vermesi gerektiği anlamına da geliyor. Böylesi yoğunluklu ödün verme durumu, şiiri, edebiyat türleri arasında en üst pozisyona geçmesin sağlamaktadır. Bununla birlikte, nesnel bir konumda olmasından dolayı şiire gerçek bir tanım yerine, birçok tanımlı olmayı sağlıyor.    Bu alanı besleyen bir takım unsurlar, şairin kaçamak dünyasını zenginleştirir; ona inanılmaz derece büyük bir savunma alanı ile birlikte şairin hayal dünyasını da zenginleştirir. Kelime zenginliği, İmge, benzetme, mecaz, edebi sanatlar, hatta tema gibi unsurlar, şiiri girift, çıkmazlarla dolu bir hale sokarken, aslında hem şaire bir savunma alanı oluşturur, hem de şairin boşalıp rahatlamasını sağlar. Bunun yanında şiiri de bir silah konumuna getirir. Ki bu, çok büyük bir avantajdır şair için.    Bir yerde, okuyucunun kendini şiirin içinde bulması da bu yüzden olsa gerek. Okuyucu, bu hazır savunma alanını şairle birlikte doldurarak, bir yerde 'Don Kişot'luk elbisesinden kurtulmuş olur.   

    Şiirin, şaire verdiği bu imkânlar, beraberinde tarihsel bir gerçekliğin de ironik bir şekilde ele alınmasını sağladığını söyleyebiliriz. Ki bu ironik tarihsel gerçeklik, edebiyat dilinde daha doğru bir ifadeyle şiirin dilinde "dönem şiiri" olarak ifade edilir: Milli Edebiyat, Garip Şiiri, 1. Ve 2. Yeni, 70 ve 80 şiirinde olduğu gibi…    Bu konuda ve konularda (roman, hikaye vs.) daha çok şey yazılıp söylenebilir elbette.  Ve bu vesileyle Eyyubiye'nin yetenekli genç sanatçılarına ve onların kıymetli Hocalarına selamlar…  

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
Yazarın Diğer Yazıları